10.İçimde Çok Şiddetli Bir Lohusa Depremi Kasım 05, 2015

 

O koca ev üstüme üstüme geliyor. Bizim eş dost çoktur, onların bile kafası karışık! Annemin, babamın telefonları susmuyor. İnsanlar gelse ne diyecekler “Hayırlı olsun, Allah analı babalı büyütsün” mü? Yoksa doktorların ”yaşamaz” dediği çocuğa ”geçmiş olsun” mu? Onlarda mümkün olduğunca telefonla takip ettiler gelişmeleri. Zaten illa yanımda olmak isteyenler de durumun çaresizliği karşısında dut yemiş bülbül kesildiler. Bazen onları teselli ederken buldum kendimi. Kimsenin ümitsizliğe kapılmasına tahammülüm yoktu. Ben kızımı kucağıma alacağım. Allah’ın izniyle bitecek bu kara günler.

Etrafımdakilerin beni, (güya farkettirmeden) kızımın ölebileceğine hazırlaması ciğerimi yakıyordu. Her sözleri içimde bir şeyi bayıltıyor ve her defasında onu ayıltana kadar tükeniyordum. Onun yaşayacağına inanıyorum o yüzden mi yoksa kabullenemiyor muydum başıma gelebilecek felaketi bilmiyorum.

İçimde, çok şiddetli bir lohusa depremi. Ama bir o kadar da safi  annelik duygusu… Bedenim durgun, donuk, içim; telaşlı, yangın yeri…

3 gün oldu annem her gün Derin’i ziyarete gidiyor. Camın arkasından bakıyor ama olsun. Hissettiğine eminim. Ben gidemiyorsam kesinlikle annem gitmeli yanına. Onun ağzı dualıdır hem de pozitiftir. camın arkası falan demez güzel şeyler anlatır ona, hamileliğim boyunca yaptığı gibi… Zaten Derin karnımdayken bir annemin sesine karşılık veriyordu. Ama ben duramıyorum artık. Gitmem lazım yanına!

3 gün boyunca bir baston yardımıyla yürüme çalışmaları yaptım, belimi tam doğrultamasamda iyi kötü yürüyebiliyorum. Babama ” Beni Derin’e götür,duramayacağım daha fazla.” dedim.
Babam ablama ve bana öyle düşkündür ki halimi çok iyi anladı. O vakit yürüyemiyor olsaydım bile sırtına alır yine götürürdü beni…

4. gün gittik. O kadar heyecanlıyım ki. Makyaj yaptım, çok sevdiğim kırmızı pançomu giydim üzerime. Kızıma gidiyorum, güzel görünmek istedim belki göremeyecek ama belli mi olur belki de görür…

Doktorunu bekledik bir süre. Geldi kendimi tanıttım ve Derin’in durumunu sordum.
– Derin’in durumu nasıl?
– Stabil.
dedi. Gitmek için hareketlendi durdurdum. Tatmin edici bir açıklama bekliyordum, tekrar sordum;
– Yani? Şuan erken doğum dışında farklı olan ne var? Çok su topladığını söylemişti diğer hastahanedeki doktorlar?  – Yoo! Buraya geldiğinde o suyu atmıştı zaten 2400 gr.dan 2 kiloya geriledi ama vücudundaki ödem gitti. Şuan ciğerleri önceliğimiz her erken doğan bebek gibi bunun için tedavi uyguluyoruz herhangi bir teşhis olmaması iyi bir şey aslında sorun yok demektir ama daha erken. Kalbi çok yorulmuş, tetkiklerimiz devam ediyor. Sonuçta cihazlarla  yaşıyor hayati tehlikesi var.

dedi ve gitti.

Aklım karıştı bunu zaten her yenidoğan yoğun bakım servisi yapabilir niye geldik biz buraya hala anlamıyorum.

Belki yanına alırlar diye düşünmüştüm ama bana da 10 dakika camın arkasından bakmaya izin verildi. Atabildiğim en hızlı adımları attım o 10 dakikanın 1 saniyesini bile heba etmek istemiyorum.

İşte karşımdasın. Ellerim ayaklarım titriyor. Karnıma kramplar giriyor, hani çok fena aşık olursunuz ya işte onun gibi  ama daha fazlası bu.

“Meleğim ben geldim. yanına gelmeme şuan izin vermiyorlar ama sana dokunmak için sabırsızlanıyorum. Lütfen beni çok bekletme. Ben buradayım dua ediyorum. Savaşmaya devam et. Elimden gelen tek şey dua etmek her an dua ediyorum bebeğim. Allah’a emanet ol”

Her yerinden bir kablo uzanıyor bir sürü cihaz yardımıyla nefes alabiliyor. İçim acıyor. Canı acıyor mu yoksa farkında değil mi? Her ikisi de kötü sonuçta ama acı çekmemesi için uyuttuklarını ve bebeklerin sinirlerinin daha esnek olduğunu, bu yüzden yetişkinlere göre canının daha az  acıdığını biliyorum. (Ya da bana öyle söylediler, bilmiyorum) Yine de tatmin etmiyor beni bunlar. Şuan kucağımda olmalıydı. Allah’ım lütfen beni evladımla sınama…

Nutkum tutuluyor, o 10 dakika içinde milyonlarca şey geçiyor belki içimden, hepsinin cevabı çaresiz bir bekleyiş…

Gitme vakti geldi, burası hiç içime sinmedi yoğun bakımda olması gereken özen yok, yaşanacaklar içime doğmuş gibi gözüm arkada gidiyorum. Allah’ım yavrum sana emanet…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir