16. Düz çizgi

31 yaşındayım; hayatımda bugüne kadar kendimi çok kötü hissettiğim 2 günüm oldu. Biri bugündü…

Derin’in başından ayrılamıyorum. Kendi başına oksijen almayı bırakın, verilen oksijen takviyesi bile yetmemeye başladı. Sürekli monitöre bakıyorum. Oksijen seviyesi 80-100 arası olması gerekiyor ama 80’i bulmamaya başladı. Sürekli sekresyon (ciğerde biriken sümüksü salgı) temizliyor hemşireler. odanın önünden geçen hemşirelerden birinin önünü kesip soruyorum;
-Derin iyi mi gerçekten?
-Abartıyorsun
-O zaman cihazlarınız bozuk
– (alaycı bir ses tonuyla)Sen bu çocuğu eve götürünce ne yapacaksın merak ediyorum.
-Şu sekresyonu temizleyin en azından. O zaman biraz daha rahatlıyor. Beslenmesini yaptıracağım sonra.
– Tamam geliyorum birazdan.

Az sonra geliyor hemşire sekresyonlar temizleniyor, beslenmesine yardım ediyor ve bir yandan da zaman zaman böyle gel gitlerin olabileceğine dair beni ikna etmeye çalışıyor. İkna olmam mümkün değil, doktorun Derin’i detaylı muayene ettiğini görmeden ikna olamam. Bu arada Tıp fakültesinde görev yapan doktorların özel hastanelerde görev yapmasını yasaklayan yasa yürürlüğe girmiş.Kendi adıma ve doktorun takipte kalması gereken tüm hastalar adına rahat bir nefes alıyorum. Bugün öyle ya da böyle doktoru bulup, durumumuzu anlatmam gerekiyor.

Derin’in oksijeni azalmaya başlıyor. Artık cihazlar ufaktan sinyal vermeye başladı. Bu durum nasıl normal olabilir, bu sinyallere nasıl kayıtsız kalınabilir anlamıyorum. En az 80 seviyesinde olması gerekirken 40’ın altına düştü ve sinyal artık düz çizgi eşliğinde uzun bir dııııııttt….

Odanın önüne koştum hemşire aradı gözlerim, yok Allah’ın cezaları. Zaman kaybetme şansım yok. Normalde korkarak, kırılacakmış gibi özenle tuttuğum Derin’i öyle bir hışımla kaldırıp ters çeviriyorum ki içim acıyor. Bir elimle göğsünü sıkıştırmadan havada tutmaya çalışıyorum, aynı elimle oksijen hortumunu burnuna dayıyorum ve diğer elimle sırtına vurmaya başlıyorum. O gün çok vurdum sırtına. Vurdukça içim yandı ama son çırpınışlardı bunlar 0 dı oksijeni, cansız kemik yığını vardı avucumda. Sonra 20 seviyelerine geldi oksijen, bir ümit yeşerdi içimde. O sırada hasta bakıcı girdi içeri “oksijeni daha çok aç” dedim. Sorgusuz koştu açtı ve hortumu o tuttu. Ciğerleri açılsın diye sırtına vurmaya devam ediyorum 40… 60… sinyal sesi kesik kesik gelmeye başladı. Hayata dönüş sesiydi bu. Hasta bakıcısına “git şu hemşireyi çağır” dedim. Hemşire odasından çıktı geldi bir zahmet. Derin’i elimden alıp, benim yaptığım gibi devam etti ciğerlerini açmaya. Vücudum buz gibi, titriyorum. Aklım yerinde değil. O an ne yapsam mesuliyet kabul etmeyecek durumdayım.
O sırada doktorun öğrencilerle birlikte yoğun bakıma girdiğini gördüm. Çenem öyle titriyor ki konuşmaya çalışıp zaman kaybedemem. Doktoru kolundan çekip odaya getirdim. Allah’ım nasıl ağlamak istiyorum, nasıl bağırıp, kırıp dökmek her şeyi…

Doktora, beklemesi için elimle işaret ediyorum. 3-4 defa derin derin nefes alıp, veriyorum. Doktor bir şeylerin ters gittiğini anladığı için bekliyor. Kendimi toplayıp başlıyorum ;

“Az önce bu çocuk nefessiz kaldı ( dilim varmıyor başka türlü anlatmaya). Cihazlar basbas bağırıyor bir tane hemşire gelmedi. Yoğun bakımda ilk müdehaleyi ben yaptım. Bu çocuk iyiye gitmiyor diyorum bana abartıyorsun diyorlar, lütfen hemen şimdi bu çocuğu muayene edin ve nesi var hemen bilmek istiyorum. ”

Doktor haklı olduğumun farkındaydı ve hemşirelere imalı bir bakış atıp “haberim olmadı” dedi ve devam etti “Ben buradayım siz dışarıda bekleyin, gerekeni yapacağım merak etmeyin.” Ben dışarıda beklerken, hemen röntgen cihazı getirildi, kan alındı, muayene edildi.

Sonuç mu? Pnömoni diyor doktor. “bir çeşit ciğer hastalığı, bugün bütün tahlil sonuçlarını inceleyip, Derin’i yakından takip edeceğiz ” diye ekliyor.

İstemsiz bir tebessüm oluyor yüzümde. Çok fena haldeyim. Konuşmaya başlarsam, öfkem üzüntümün önüne geçecek diye korkuyorum.  O yüzden çok kısa konuşup, Derin’in yanına dönüyorum;
“pnömoni demek daha kolay di mi? Bu çocuğun burada zatürre olmasına göz yumdunuz,  iyileştirin şimdi ve buradaki başıboşluğu da görmezden gelmeyeceğim, bilginiz olsun “

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir