17.Bazen Mucizeleri Görebilmek Gerekir

Doktorla o gün akşama doğru tekrar konuştuğumuzda, yapılabilecek her şeyin yapıldığını, başka bir şeyin kalmadığını, Derin’in hayatta kalmasının neredeyse imkansız olduğunu söyledi. Bembeyaz olmuştu Derin. eti kemiğinden ayrılmıştı sanki. Vücut kan üretmediği zaman böyle oluyormuş. “ABrh+ kana ihtiyaç var” dediler buluruz dedim. Ablamı aradım “kana ihtiyaç var abla AB kan grubu , zor bulunuyormuş herkese haber ver.” Cümlem bitmeden “geliyorum hemen” dedi. Ablamın kan gurubu ile aynı olduğunu unutacak kadar ümitsizliğe kapılmıştım.

Kısa sürede 4-5 kişi bulmayı başardık.  Hatta farklı kan gruplarından olupta kanını verip, ihtiyacımız olan kan grubuyla değiştirme ihtimalini düşünüp gelenler vardı. Hepsi sağ olsunlar.

Bu arada eşimde geldi onunla savcılık, dekan gidebileceğimiz nereler varsa gittik, derdimizi anlattık. Savcının sözleri zaten belimizi iyice büktü. Bize bir sürü dosya gösterdi. “Hiç birinden sonuç hastaların istediği gibi çıkmadı. Eğer uğraşmak isterseniz prosedürleri anlatayım ama enerjinizi buna harcayacağınıza çocuğunuzla ilgilenin” dedi Bir de kıyak yapıp dekanla görüşmemizi sağladı. Bunların detayına girmeyeceğim. İspatımız yoktu onların deyimiyle! Çabamız sadece yenidoğan yoğun bakımında detaylı bir temizlik yapılmasına yetti. Sağlık bakanlığını aradığınızda da tıp fakültesi bize bağlı değil gibi saçma bir cümle duyuyorsunuz.

O vakit adalet sükut etti yüreğimde. Değiştiremedik düzensizliği…

Derin’in yanına giriyorum tekrar. O kadar büyük bir hayal kırıklığı var ki içimde ona belli etmedim ben bugüne kadar ama şuan çok güçsüzüm.

“Ne yapacağız Derin? babanla kapı kapı dolaştık. Sana bunu yapanlardan hesap sormak istedik ama olmadı. Belki de bunlar  yaşamamız gereken şeylerdi, diğer insanlar sadece bahane. Ne dersin, yardım et bana, çaresizim?”

Bazen mucizeleri büyük şeylerde aramamak gerekiyor. Küçük bir anda gizli olabilir, O anı okuyabilmek gerekir. Bana göre hayatımın dönüm noktası anlarından birini yaşadım o an. Yarı ölü halde yatan Derin, gözünü açtı ve iyileşmeye başladığı zamanlardaki gibi  küvözden çıkmaya çalıştı ama bu sefer gözlerinde yalvarma ifadesi…

O an ben dünyaya geri döndüm. Ağzımdan şu cümleler döküldü;

“Tamam. Sen beni burada bekle. Biraz daha dayan. İstanbul’a gidip hastane ayarlayacağım sana sonra da hemen çıkaracağım seni buradan.”

Koşar adımlarla doktorun yanına gittim. “Derin’in epikrizini (hastanede kaldığı süre içinde konulan teşhisler ve yapılan tedavileri anlatan belge) istiyorum” dedim. “Ne oldu” diye sordu.
-Derini başka hastaneye götüreceğim.
-Bu haldeki çocuğu çıkaramazsın.
-Siz epikrizi hemen hazırlarsanız yarın sabah İstanbul’da olmam gerekiyor. Bu konudaki haklarımı  biliyorum lütfen beni daha fazla yormayın.
-Tamam siz bilirsiniz ama Derin bunu kaldıramaz.

“Bunu o istedi” desem beni muhtemelen psikiyatr polikliniğine gönderecekler diye uzatmıyorum.
Hemen Anıl’a anlatıyorum olanları. ” Biz de artık İstanbul’a geleceğiz” diyorum umut dolu gözlerle.
Bu süreç içerisinde eşim bana neyi neden yapıyorsun diye sormadı. Çünkü o kadar yoğunlaşmıştım ve hala umut taşıyabilen tek kişiydim belki de. O söylemese de ümidini yitirmeye başlamıştı. Yine de ne desem “tamam” dedi ve maddi manevi sorgusuz destek oldu önerilerime.

İstanbul’da hastane bulmamız pek kolay olmadı. Epikrizi görüp, doktorla konuşan herkes bizi hastanesine kabul etmekten vazgeçiyordu. Kaç hastane gezdik bilmiyorum.

En sonunda çocuk doktoru Vedat Baş ile tanıştık. Durumun ciddiyetinin farkında olduğumuzu, yaşadığımız sorunlarla birlikte anlattık. “Bu durumdaki bir bebek için garanti veremem ama size yardımcı olacağım” dedi. Bebekler için özel ambulanslardan bahsetti. Nereden bulabileceğimiz konusunda ve pek çok konuda bizi bilgilendirdikten sonra el sıkıştık. Heyecanla, yeşeren umutlarla yanından ayrıldık. Sadece bunun için bile minnet doluyum ona.

Artık İstanbul’a  dönüş için geri sayım başladı. Ben hala umut doluyum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir