20. Baba Olmak

 

Bir gün bir kızın olur, gözünün içine bakan eşin seni görmez olur. ikinci planda kalırsın.
Ailen sana telefon açtığında seni değil, torunlarını sorarlar, ikinci planda kalırsın. 
Daha dün kendi adına gelecek hayalleri yaparken, kızını düşünür, onun geleceğini hayal ederken bulursun kendini. Yani kendi içinde bile ikinci plandasın artık…

Başta sindirmesi biraz zor da olsa alışırsın ufaklığın gölgesinde kalmaya, hatta garip bir hazzı vardır bu işin; Baba oldun ya sen! 

Anıl’da  bunları yaşadı. Ama o şansı sonradan dönen babalardandı. Yıllar önce, metrobüsle işe giderken bir adamın telefon konuşmasına kulak misafiri oldum. Onu yazıya dökmüştüm; paylaşmak isterim. 

Ona kim can verecek?

Metrobüse de binmezdi  aslında! Çocuğuna acil ilaç yetiştirmesi gerekti,  bir de bebek bezi alınması gerekiyormuş. Eşi öyle söyledi, o yüzden paraya kıydı bindi metrobüse…

Düşündü artık borç isteyebileceği kimse kalmamıştı. Şu bizi teğet geçen kriz yüzünden işsiz kalmıştı. Çalıştığı firma kriz nedeniyle inşaatlarını durdurunca ona da kapıyı göstermişlerdi…

Köydeki amcasını aradı sordu; “amca 100 liraya ihtiyacım var,  bana gönderebilir misin?” Amcası bozuldu belli ki, nedenini sormaya başladı. “kızım lösemi hastası hastanede yatıyor durumu ciddi” dedi zar zor, dudakları titreyerek. Amcası,” İstanbul’da ne işin var paran yoksa köye geri dön” dedi.  Çaresiz  bakışlarını amcası görmüyordu ama artık dayanamadı acılı babanın yüreği bu vicdansız cümlelere; “köye getireyim orada mı ölsün kızım. Hiç bir şey yapmadan ölüme mi terk ediğim o minicik bedeni?” dedi. Başka bir sebep olsa ısrar etmeyecekti ama söz konusu minicik kızının hayatı olduğu için tekrar sordu; ” gönderemez misin parayı? Ben ne iş olursa yapar öderim kısa süre sonra” cevap belli ki azarlayıcı şekilde “hayır”dı. Sinirlendi baba. ilaç ve bebek bezi alması gerekiyordu ama yoktu işte parası, yoktu!!..

Amcasına son kez şunları söyledi “ çocuğumun öleceğini bilsem de sonuna kadar elimden geleni yapacağım, açta kalsam, banklarda yatıyor olsam da ne gerekiyorsa yapacağım, ölecekse de tedavisini yaptırırken ölsün” dedi ve telefonu kapattı. Artık içine sığmıyordu yaşlar hiç sesi çıkmadan, utana sıkıla kimse görmesin diye yüzünü cama dönüp,  gözyaşlarını silmeye çalışıyordu ama nafile. Minicik evladı ölüyordu ve elinden bir şey gelmiyordu işte!  

Sonra metrobüsten indi , kalabalıkta kayboldu acılı baba…

O sıralar televizyonda “Hadi ekonomiye can verin bir şeyler alın. “ reklamları var. Ölmek üzere olan yavrusuna bebek bezi dahi alabilecek parası olmayan bir babaya mı söylüyorsunuz bunu!  Peki ona kim can verecek…

Baba olmaktı bunun adı…

Çocuğu için katlanmaktı, yok olmaktı, yoktan var etmekti, çabalamaktı.. Çocuğunu en güvenilir ele “annesine” teslim edip, dışarıda savaşmaktı…

Anıl 3 ay kızını kucağına alamadı. Dışarıdaydı, yok gibiydi ama en çok o vardı.

Yine de şanslı sayılırdı. Derin eve geldiğinde, başka bir değişle Derin’i ilk kez kucağına aldığında gözünden süzülen yaşlar tören gibiydi adeta. Bu savaşı kazanmış, baba olmuştu…

İyi  babalar hep var olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir