25. Gayret Et Meleğim…

 

Büyük gün geldi. Derin az sonra kalp ameliyatına girecek. Riski büyük bir ameliyat olacak. O  yüzden endişeliyiz. Doktorumuza güveniyoruz ve dua ediyoruz.

Odadan çıkmadan önce ilacın etkisine girmeye başlamıştı Derin. Ameliyathaneye girerken artık çok da farkında değildi.

Beklemek zordu. Hiç bir yere sığamıyor insan. Gözün ameliyathane kapısında, aklın içeride ve hayalin, içeriden çıkacak doktorun tek bir cümlesi; ” ameliyat başarılı geçti”

Ne kadar beklediğinin dakika, saat hesabı yok; bir ömür sanki…

Nihayet doktor çıktığında oturduğum yerden bedenimden önce ruhum kalkıyor sanki “hop” ediyor içim.

“Sandığımdan kötü durumdaymış. Damarlarda Anjiyolarda çıkmayan darlıklar vardı, neyse ki düzelttik.” Ve sonra duymak istediğim cümle çıkıyor ağzından; “ameliyat başarılı geçti”

Bu büyük bir rahatlama sağlıyor insana ama biliyoruz ki kalp ameliyatlarının sonrası da çok önemli. özellikle ciğerleri için ciddi bir süreç var önümüzde. Genelde 2 gün içinde yoğun bakımdan çıkabilecek duruma geldiğini öğreniyoruz. Bekliyoruz, Dua ediyoruz.

Ertesi günü beni Derin’in yanına kabul ediyorlar. Çok bitkin ve bilinci henüz açılmamış. Benden sevdiği sesli bir kaç oyuncak istiyorlar ve sevdiği içeceği soruyorlar.
Havuç ve elma sıkıyorum onu sever, Bir de Kuzenleri Yağmur ve Ege’nin çok sevdiği için Derin’e verdikleri hayvan sesleri çıkaran piyano ve laklak var. Bu ara favorisi onlar. Kendine geldiğinde ellerinde Derin’in sevdiği şeyler olmasını istiyor Hemşireler ve doktorlar. Bir kendine gelsin de hayırlısıyla, uzuyor çünkü. Doktorun tahmini verdiği süreyi geçtik ve daha ayılmadı Derin.

3. gün doktor beni yanına çağırdı. Hiç bir şey düşünmek istemeden gittim yanına. Yüz ifadesinden belliydi bir olumsuzluk olduğu. Derin bir nefes alıp başladı konuşmaya;
“Derin’in çoktan ayılması gerekiyordu fakat bilinci açılmıyor bir türlü. Bu durum pek iyi değil. Yani açıkça söylemek gerekirse, şuandan itibaren her şeye hazırlıklı olmamız gerekiyor.”

Kocaman bir yıkım bu benim için. Doktor bu cümlelerle ruhumu ateşe verdi, bedenim onu söndürmek için buz kesti.

Doktora; “Derin’in yanına gitmeme, onu kucağıma almama izin verin” dedim. Kabul etti ve hemen yoğun bakımı aradı geleceğimi haber verdi. Sesi öyle umutsuzdu ki bir annenin son isteğini yerine getiriyormuş gibiydi.

Odadan çıkıp, yoğun bakıma giderken bembeyaz uzun ve dar bir koridordan geçtim, beyaz ışıkları vardı.  Sanki bitmedi o koridor uzadıkça uzuyor. Yere yığılsam, bıraksam kendimi kalkamam, yetişmem gereken önemli bir randevum var, Belki de hayatta en güçlü en pozitif  olmam gereken bir randevu. Yutkunup, toparlanıyorum  koşar adım devam ediyorum.

Her tarafından cihazlara bağlı bir çocuk tutmayı biliyorum.Bunu hayat (Derin) öğretti bana. Bu sefer daha tecrübeli girdim yanına. Tüm kaygılarımı attım kapının önüne, gülümseyerek, inanarak “merhaba” dedim. Yaklaşık yarım saat hiç bir şey olmamış gibi konuştum. kucağımda bilinçsizce yatıyor, bazen gözünü açıyor ama boş boş tavana bakıyor, sonra kapatıyor. Ciğerlerini açmak için masaj yapmama da izin verdiler.

Bana 5 dakika gibi gelen yarım saat bitti ve beni dışarı aldılar. Hemşirenin biri bana bakıp, ağlıyordu. “Derin çok şanslı sizin gibi bir annesi olduğu için” diyebildi ve ağlayarak gitti. Ben yoğun bakımdan çıkarken canı çekilmiş bir beden gibi dışarı attım kendimi. Üstelik bir kahve bile almıştım elime. Hayatımın en kötü ikinci günü bugün ve ben ağlamıyorum. Az önce belki son görüşü olacak diye kucağıma almama izin verdikleri kızımın haberini bekliyorum. Normal davranmıyorum farkındayım. İçime atıyorum belli ki! Bugün hala her türlü ikaz, sinyal sesleri beni yoğun bakım ortamına götürüyor. Bu travmalar benimle yaşayacak bir ömür.

Ama herkesin bir sınavı yok mu hayatta? Benimki de bu işte! Allah insanları eksik kaldığı yönleri ile sınarmış. Sebepsiz değildir hiç bir şey. Hiç isyan etmiyorum. İnsan yaşayacağı olayları değiştiremez. Önemli olan, olaylar karşısındaki olumlu değişim gösterebilmektir. Ben seçimimi Allah’a yaklaşmaktan yana kullanıyorum. Bu bana büyük güç veriyor. O’na yaklaştıkça rahatlıyorum, üzüntüm şüphesiz büyük ama hala içimde umut adını verdiğim huzur var. Bu beni ayakta tutuyor!

3 saattir hastanenin önünde oturuyorum. Derin’in fotoğraflarına bakıyorum.”Gayret et be meleğim, bunu da atlat hadi” derken telefonum çalıyor. Bilmediğim bir numara; açıyorum. Karşıdaki ses bana “Derin Kütükoğlu’nun annesi ile mi görüşüyorum” diye soruyor. Bir yandan oturduğum yerden ok gibi fırlayıp, bir yandan cevap veriyorum; “evet benim, buyurun”

-Derin kendine gelmeye başladı. Siz yoğun bakımdan çıktığınızdan beri sizi sayıklıyor, “anne” diyor. Buralardaysanız doktor tekrar gelmenizi istiyor”

– Oh çok şükür! Hemen geliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir