28. Melekler Mekanı

 

Fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezine gitmek üzere sabah erkenden kalktık. Bu arada şu bilgiyi vermekte fayda görüyorum. Rehabilitasyon merkezine gitmeden önce bazı devlet hastaneleri heyet raporu veriyor. 1 günde işlemler halloluyor genelde ertesi günü gidip alıyorsunuz raporu. Bu raporla devlet sizin haftada 2 saatlik eğitiminizin masraflarını karşılıyor. Bizde öyle yaptık. Ama eğer sizin de ihtiyacınız varsa ve seçim şansınız varsa rehabilitasyon merkezinizi iyi seçin. Bazıları pek de iyi olmayabiliyor. Bir de belediyelerin bu konuda bilgilendirici merkezleri var zaten raporu aldıktan sonra oraya da gitmeniz gerekiyor. Onlarda onay verip, size gerekli yönlendirmeleri yapıyorlar.

Biz de bu aşamalardan sonra seçtiğimiz rehabilitasyon merkezine gittik. Servis sizi kapıdan alıyor merkeze kadar götürüyor (yine ücretsiz).

Servise bindiğimizde içeride bizden başka çocuklarda vardı. Dürüst olmak gerekirse biraz buruktu içim. Sonra Bartu ile tanıştık. Otistik 8 yaşında Dünya tatlısı bir çocuk. Derin’e bakıp “bebek” deyip duruyordu. Sonra yanıma çağırdım “gel bizim yanımızda otur” dedim. Sevinçle geldi. Adını sordum “Bartu” dedi. Bunu defalarca tekrarladı. Bartu takıntıları olan bir çocuktu. Baktım söylemeye devam ediyor araya girdim “Bu bebeğin adını öğrenmek ister misin” evet anlamında başını salladı.
– Onun adı Derin. O da bugün senin okuluna başlıyor.
– Deyiin Deyiin
-Evet Derin.

Sonra merkeze geldik Öğretmenler karşıladı bizi. Derin’i Bartu tanıştırdı öğretmenleri ile. Öğretmenler çok şaşırdı çünkü Bartu’ya yeni kelime öğretmek biraz zormuş. Aslında bana sorarsanız o çocuğa bir şey öğretmek zor olmamalı, yolu yanlıştır. Biz onunla sohbet bile ettik. Hatta ilerleyen günlerde dersin ortasında Deyyin’e gidelim diye tutturduğu için kaç kere yanımıza geliyordu ve biraz konuştuktan sonra onu derse gönderiyordum beni üzmüyordu hiç:)

O kadar çok çocuk gördüm ki orada hepsi farklı farklı. Bir otizmin bile o kadar farklı etkileri var ki çok şaşırdım. Mesela Batuhan konuşamıyordu ama uysal bir çocuktu. Vücudundaki kurşun seviyesi konuşmasına engel oluyordu. Annesi çok emek veriyordu onun için.

Sonra 17 yaşında koca cüsseli delikanlıları sırtlarında taşıyıp, fizik tedaviye getiren anneler vardı. Ahh! Ne anneler ne çocuklar vardı bir bilseniz.  Aldığınız nefese şükredersiniz.

Kendi durumumuzu unutup, eve geldiğimde durumuna ağladığım çok anne, çocuk gördüm. Ama hepimizin ortak bir özelliği vardı; emekle yoğrulmuş, büyük sevgi…

Tuhaf bir huzur, buruk bir şükrediş, başkasına en içten edilen dua… Melekler mekanı sanki!

O çocukların ihtiyacı olanda bu! Ama maalesef sırf genetik farklılıkları yüzünden dışlanan ya da acınan çocuklar onlar. Zaten yazma fikrim ilk orada oluştu. Ne demek istediğimi detaylı anlatacağım sonraki yazılarda.

Derin alışmakta zorlanıyor. Ne fizik tedavi ne de rehabilitasyon derslerimizi neredeyse hiç yapamıyoruz. Böyle bir ağlamak yok. Bırakın istenilenleri yapmayı, benim eğitmenlerle konuşmama bile karşı çıkıyor. Genelde ders ilk 5 dakikada bitiyor sonra sakinleşsin diye merkezin içinde dolaşıyoruz. O sırada pek çok eğitmenle de sohbet etmeye çalıştım pek çok konuda bilgi aldım. Belki de derslerden daha faydalı oldu diyebilirim. Çünkü haftada 2 saat bir çocuğu geliştirmeye yetmez. Bana sorarsanız o merkezlerin amacı ailelere yol göstermek. Siz eve gittiğinizde öğretilenleri yaşam biçimi haline getirmezseniz hiç bir faydası olmayacaktır.

Bu konuda ki bilinci de bana çok daha önceleri çocukluk arkadaşım, dostum Kagi’nin benimle tanıştırdığı Aylin hanım sayesinde edindim. O bu konuda bilirkişi diyebileceğim insanlardan. Bana pek çok şey anlattı, yol gösterdi ama bir nokta vardı ki hala hayatımın merkezindedir ; “Derin’in bilinci açık gözüküyor ama olmasa dahi, öğrenecektir. bir çocuk gösterilen şeyi 1-2 seferde öğrenebilir ama siz bin kere anlatın belki daha fazla, farklı yollarla, üşenmeden, ÖĞRENMİYOR DİYE BİR ŞEY YOKTUR!. İlla ki öğrenecektir.

Bu sözün faydasını hala görüyoruz ve hiç unutmayacağım…

Bu arada 3 aydır Derin derslere hala alışamadı. Üstelik nedense uykuyu sevmeyen çocuğun eğitim günlerinde tüm dürtmelerime rağmen uyuyor olması da manidar; kime çektiyse artık! 🙂

E ne yapacağım ben ya?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir