50. Sayın Derin Kütükoğlu (Sosyal Zeka)

Bir bebek Dünya’ya geldiği andan itibaren bireydir aslında. Biz anne/babalar onu sahiplenip, kendimize ait bir şeymiş gibi davranıp biraz hataya düşeriz. Görevimiz aslında bize verilen emaneti gerekli şekilde eğitip, kişisel ve toplumsal değerleri öğretip sonrasını ona bırakmaktır. Pek çoğumuz bu konuda çoğu zaman ileri gidiyoruz ve çocukların “ayakları üzerinde durabilme” sürecini uzatıyoruz. Bunu aşırı korumacılığımız yüzünden yapıyoruz, kötü niyet yok ama sonunda özgüvensiz, ne istediğini bilmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratıyoruz işte!

Derin, her ne kadar biraz daha fazla öğretiye ve çabaya ihtiyaç duysa da o da bizim gibi Dünya’lı.
Derin’i yetiştirirken amacımızın dışına çıkmamaya özen gösteriyoruz; kendine yetebilsin, topluma faydalı bir birey olabilsin. Bizim çocukluk hayallerimizi ona yüklemek gibi bir misyonumuz yok. Kendi kültürümüz doğrultusunda ve yaşamsal becerileri kazandırmak adına öğretebildiğimizi öğretip, kendi hayatını yorumlamayı ona bırakacağız.

Yapılan gelişim testlerinin bir diğer maddesi de sosyal zeka dır. Bu da kendi içinde  iki kolda değerlendirilir. Kişisel beceriler ve toplumsal beceriler.

Kişisel beceriler; özbakım olarak da değerlendirilen beslenme, giyinme ve temizlik alanlarında kişilerin kendi kendilerine bakabilmelerini sağlayan becerilerdir. Son zamanlarda tam da bu konuya yoğunlaştık. Ben de bu zamana kadar Derin’i kendi ellerimle besledim. Ama artık yavaş yavaş kendi başının çaresine bakma zamanı geldi. uzun zamandır bizimle aynı masada oturuyor yediğimiz yemeklerden onun tabağına da koyuyoruz. Henüz kendi başına beslenmeye başlamasa da bu yemek ritüelleri onu kendi başına yemek yemeğe heveslendiriyor. Sofrada her şeye kaşık sokup, ağzına götürüyor, çatalı bir şeylere saplayabilme oyunu oynuyor. Biz de her zaman olduğu gibi şakşakçıları olarak onu destekliyoruz:) Bizim ufaklığın ağız kasları yeteri kadar gelişmediği için katı gıdaya henüz geçemedik ama eli tutuyor çorbasını kendi içebilir! Zaman zaman veriyorum kaşığı eline “hadi kendin iç çorbanı  bakalım” diyorum. Aman bir havalar bir havalar! Kaşık ağza girene kadar, çorba üstüne boşalıyor tabi ama bu şekilde öğrenecek. Bu eğitimlerin sonu banyoda bitse de öğretmenin başka yolu yok. Önce görecek sonra deneyecek ve sonra hazır olduğunda da yapacak.

Giyinme konusuna gelince, her annenin sinir olduğu “çocuğum ayakların üşüyecek” deyip, hemen tekrar giydirdiği çoraplarla başlar iş! çocuk çıkarır, anne giydirir… Sonra şapka aynı konuya malzeme olur.  İş büyük parçalara gelince olay yavaşlar tabi. Burada biraz zaman tanımak gerekir. “Aman şimdi sen 1 saatte giyemezsin, getir ben giydiririm” deyip, çocuğun öğrenmesi hep geciktirilir. Verin eline pantolunu “al giy bakalım” deyin. Alın size fırsat! internette takılabilirsiniz bu sürede. Ara ara destekleyip, “aa ayak nerdeymiş” falan deyip, oyundan (eğitimden) kopmadığınızı gösterdiniz mi o da devam edecektir. Derin pantolonunu kendi giyebiliyor sayılır. Sayılır diyorum çünkü henüz dengeli dikilemediği içi poposuna kadar giyip bırakıyor. Birlikte tamamlıyoruz  ve sonunda bir başarı öpücüğünü hakediyor. Üst giyim de biraz daha gerideyiz. Israrla bluzleri tek omzu açık giyiyor (kolunu boyundan geçirince öyle oluyor) Tek omzu açık bluzleri seviyor galiba 🙂   Bu noktaya nasıl geldik onu anlatayım; Derin’i giydirirken hep anlatıyorum ona, “şimdi başımızı bluzden içeri sokalım Deriiin nerdesin? Aaa içerde kalmış! çık dışarı Derin… şimdi kollarımızı geçirelim eller nerede hah çıktı bakalım bütün parmaklar çıkmış mı? 1,2,3,4,5  hepsi burada. Alkıııışşş.”…

Tuvalet eğitimi hem aile hem çocuk için önemli ama bir o kadar da göz korkutan bir şey. Derin hala bezli ama artık o da biz de sıkıldık bu durumdan. Önümüzde ciddi bir sorun var o da; Derin lazımlığa oturur oturmaz dikene oturmuş gibi fırlayıp, ağlamaya başlıyor. Ne yaptıysak sevdiremedik lazımlığı. şimdi ona yeni çareler arıyoruz zira bu yaz bu işi halletmek hedefimiz.

Derin su ile oynamayı sevdiği için ellerini yıkaması, banyosu bizim için sorun olmuyor. Ellerini kendi yıkıyor, lavobadan Derin’i indirmek biraz zor oluyor ama olsun, kendisine bırakıyoruz bu işi. diş fırçalama konusunda alışkanlık kazandırmaya çalışıyoruz ama benimle bu çalışmayı yapmıyor sadece babasıyla… O görev babasının. Bazı konularda özellikle yüz masajı ya da zorlu bacak hareketlerinde ben oyun dışı kalıyorum. Babasına izin veriyor bir tek!

Aslında bu Öz bakım konuları uzar gider. Mantık aynı bizde. Bu eğitimde hangi oyunları kurabiliriz? Eğer fiziksel anlamda yeterli hale geldiyse mutlaka özbakım işlerini yaptırabilecek bir yol vardır. Bu insanların en temel kazanımları olduğu için öğrenmek zorundalar. Öyle ya da böyle öğrenmek zorunda. Benim en çok önem verdiğim eğitimler özbakım ve konuşma eğitimleri. Derdini anlatsın, kendine yetebilsin istiyor insan!

Toplumsal becerilere gelince… Burada söylenecek söz belli. çocukları hayatın içine sokmak, eve kapatmamak…” Benim çocuğum çok yabani oldu” diyen anneler görüyorum; neden acaba!!! diye sorası geliyor insanın. Sosyalleşmek gerek, sokağa çıkmak, komşuya selam vermek, parka gidip, tanımadığın çocuklarla oyuncaklarını paylaşmak, Sonra toprağa değsin çocuk, kirlensin, keşfetsin… Bencil ve internet bağımlısı çocuklar yetiştirmeye başladık. En acısı da bu çocuklar doyumsuz ve mutsuz! Mutlu çocuk yetiştirme reçetesi ezelden belli karar sizin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir