DÜNYA’DA NADİR TÜRKİYE’DE YAYGIN ‘PEKİ NEDEN?’

 28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Farkındalık günü.

 Biliyorum şimdi pek çoğunuz ‘ aman onunda mı gününü yapmışlar’ diyorsunuz. Haklısınız ama madem böyle bir gün var bir anne olarak size nasıl bir şey olduğunu ve neden önemsediğimi  anlatayım.

Bir gün anne-baba oluyorsunuz ve çocuğunuzda normal olmayan ama ne olduğu da anlaşılamayan bir şeyler olduğu gerçeği  ile yüzleşiyorsunuz. Doktor doktor geziyorsunuz nedir bu? Bilemiyorsunuz. Tecrübeli profesörler bile karşınızda çaresizce ansiklopedi karıştırıyor. ‘O kadar çoğaldı ki artık teşhis koyamıyoruz’ sözleri havada uçuştukça, siz  bu sözlerle vücudunuza yüksek dozda enjekte edilen endişe duygusuyla,  susuyorsunuz.

 Bi şekilde teşhis konuyorsa kısmen şanslısınız en azından bilgi sahibi olabiliyor, sıkıntılı durumlar için önlem alma şansı elde ediyorsunuz  ama teşhis konulamayan binlerce vakadan biride olma olasılığınız var.

 Ezberlediğiniz hayatı unutup, bambaşka bir dünyada dimdik ayakta kalmak zorunda olduğunuz bir mücadele başlıyor.

Bu bizim mücadelemiz 6 yıldır kendi düzenimizde yaşıyoruz. Ajite edecek bir durum yok asla! Hatta bazen trajikomik vakalar bile yaşıyoruz. Geçtiğimiz ay bir fotoğraf yarışmasına katılmayı kabul ettik. Amacımız nadir hastalıklara dikkat çekmekti. Avrupa birincisi oldu fotoğrafımız.  İnsanlar bizi tebrik etti. Son derece iyi niyetliydi bu tebrikler, bizde kabul ettik.  Trajikomik olan şu; Derin nadir bir hastalığa yakalandığı için birinci oldu, bunun üzerine tebrik edildi falan…

Genetik mutasyonlar her gün artıyor. Bu tesadüf değil. Bugün tıp bilimi, bunun üzerine sayısız konferanslar düzenliyor. Sonuç elde etmek mümkün mü derseniz bu mevzu çok derin…

 Derin doğduktan sonra hayatımızın inanılmaz değiştiği doğrudur. Çok fazla alanda gece-gündüz bitmeyen bir mücadelemizin olduğu, kararlı ve disiplinli bir yaşam sürmek zorunda olduğumuz gibi pek çok konu… Tabi bir de dışarı çıktığımızda bizi yoran zorluklar var. Onlarda başlı başına sinir harbi…  Bugün konu bu değil.

 Felaket tellallığı yapmak değil amacım ama bu nadir denen hastalıklar korkunç bir hızla artıyor. Türkiye’deki istatistikler hiç  iç açıcı değil. Bu hastalıkların zaman zaman tedavisi var diye çıkanlar olsa da aslında hiç birinin tedavisi  yok. Genetik mutasyonun ne tedavisi olacak!

 Ama yaşamlarını kolaylaştırmanın yolları var. Tedavi adı altında ilk uygulanan iyileştirme planı ne biliyor musun? Beslenme programı…

 Yani sevgili insan; yediğimiz, içtiğimiz, kokladığımız, dokunduğumuz çok şey bizi zehirliyor! GDO haberlerini hatırlıyorsunuz değil mi? Genetiği değiştirilmiş organizmalar… O tohumlarla besleniyoruz ve çocuklarımızı besliyoruz. Sonuç aslında gün gibi ortada!!!

 Yeni nesiller sağlıksız geliyor. Genetiğiyle oynanmış bir nesilden bahsediyoruz. Bunu görmezden gelmek korkunç bir aymazlık olur! Türkiye’nin Dünya sıralamasında öncü olması da oturup ciddi ciddi düşünme zamanımızın çoktan geldiğini hatta geçiyor olduğunu gösteriyor.

 Türkiye’de 16 kişiden birine nadir hastalık teşhisi konuluyor. Genetik mutasyon, metobolizma hastalıkları ve her geçen gün artan otizm, kas hastalıkları….

 95’inin tedavisi mümkün değil. Yani Dünyanın nadir hastalıklar diye sınıflandırdığı bu durum Türkiye’de yaygın olmaya başladı.

Şimdi lütfen çocuklarınıza bir bakın, ülkenin geleceği, canınızın parçası, nesillerinizi devam ettirecek çocuklarınıza… Sorgulamadığınız için, işte tam da burada ‘ ben ne yapabilirim ki’ dediğiniz için kendi ellerinizle zehirlediğiniz çocuklarınıza…

 Başka bir sözüm yok.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir