Mevzu Derin…

 

Engelli ve dezavantajlı bireylerin sesi olmak adına kurulan bu kadar çok dernek, vakıf ve devletin, belediyelerin, hatta siyasi partilerin bünyesinde engelli birimleri varken neden çözümsüz kalan onlarca sorun var hala?

 

Kızım Derin dünyaya gelene kadar ben de farkında değildim yaşanan zorlukların. Hatta çok daha önemli bir şey ifade etmeliyim ki bu durumun ajitasyon malzemesi yapıldığını düşünüp,kızdığım zamanlar çok oldu.

 

Yaklaşık 5 yıl önce bu dünyanın içine girdim.  Kızgınlığım ve sorunların çözümlenememe sebebini anlamayışım kat kat arttı.

 

Toplumda yaratılan “engelli bireylere acıma” algısını reddediyorum ve bu konunun insanların merhametine bırakılamayacak kadar hassas ve ciddi olduğunu düşünüyorum. Acilen yasal düzenlemeler yapılmalı ve yapılan düzenlemeler sistemli bir şekilde takip edilmeli.

 

Burada gördüğüm, yaşadığımız sorunları kalemim yettiğince anlatmaya çalışacağım; bilirkişi sıfatıyla değil, yaşayan gözüyle! Birileri anlatmalı. Daha çok anlatmalı ve bir yerlerden başlanmalı…

 

 

Türkiye’de ne yazık ki engelli bireyler derdini tam olarak ifade edemiyor ve sorunlar her geçen gün artıyor. Üstelik ülkemizde engelli sorunlarını dile getirip çözüm üretmek adına sayısız kuruluş olmasına rağmen, sorunların çözümsüz kalması oldukça düşündürücü…

Şüphesiz devletin bu konuda attığı adımlar ve öncesine göre kısmen iyileştirmeler var ama ne yazık ki çok yetersiz. Devletin ciddi yasalarla engelli bireylerini koruması gerekirken, pek çok konunun çözümünün,  insanların merhametine kalması  ciddi anlamda onur zedeleyici ve bizim gibi bir ülkeye hiç yakışmıyor.

Başta söylediğim gibi engelli ve dezavantajlı bireylerin haklarını savunmak üzere kurulmuş, pek çok gönüllü kuruluşu var; Ama sonuca neden gidilemiyor? Belki birlikte hareket etmenin zamanı çoktan gelmiştir.

 

Buraya biranda bütün sorunları sığdırmak mümkün değil ama hazır eğitim alanındaki sorunlar konuşuluyorken önemli bir sorunu aktarmak istiyorum.

Eğer engelli bir çocuğunuz varsa bilirsiniz ki okulların açılması demek ailece içine girilecek bir travma demektir.  Fiziksel engeli olan bir çocuğun okula girmesinden çıkmasına kadar geçen süre tek kelime ile kabus! Okullar engelli çocukları ne yazık ki görmezden geliyor. Çok değil, merdivenin yanına yapılacak bir rampa sorunu çözmeye yeter çoğu zaman. Ama yok! Devlet okullarını engellilere uygun hale getirmeli ve yeni yapılan binalar için yasa ve yönetmelikler belirlenmeli. Hatırlayın 99 depremi öncesi binalar denetimsizdi şimdi deprem yönetmelikleri, kentsel dönüşüm projeleri gibi ciddi adımlar atılıyor -ki bunlar büyük reformlar- bu yönetmeliklere engelli bireyler için de düzenlemeler pekala eklenebilir.

 

Bir diğer konu kaynaştırma öğrencileri. Her sınıfın kaynaştırma öğrenci kontenjanı var. On kişilik sınıfa iki, yirmi ve daha fazla kişilik sınıflara bir öğrenci olarak belirlenmiş. Öncelikle kaynaştırma öğrencisi nedir kısaca onu belirteyim. MEB mevzuatına göre kaynaştırma; “Özel eğitim gerektiren bireylerin, yetersizliği olmayan akranları ile birlikte eğitim ve öğretimlerini resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim, orta öğretim ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan destek eğitim hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamaları…”

 

Bu hakkı kazanmak için kaynaştırma öğrencisi devletin sağlık kurumlarınca verilen heyet raporlarını alır, RAM(Rehberlik ve Araştırma Merkezi), gerekli incelemeleri yapar ve buna dair yazılı onay belgesi verir.

 

Yani kaynaştırma, devletin yasalarla ve belgelerle öğrenciye verdiği eğitim hakkıdır. Kimsenin insiyatifinde olamayacak kadar net! 

 

Gelin görün orada da sistem tam olarak psikolojik işkenceye dönmüş durumda. Neden? Çünkü ne veliler ne de öğretmenler istemiyor sınıflarda kaynaştırma öğrencisi! Kapı kapı gezip, çocuğunu kabul edecek bir okul arıyor aileler. Niye çocuklarını pazarlamak zorunda kalıyor bu insanlar?

 

Ne yazık ki öğretmenlerin BEP’ten (Bireysel Eğitim Planı) haberi yok yani var da içerik ve uygulama açısından yok! Örneğin dikkat eksikliği olan bir çocuğa nasıl davranması gerektiğini bilmiyor öğretmeni. Sonuçta herkes şikayetçi!!! Çoğu zaman binbir emekle yaşıtlarıyla aynı seviyeye getirilmeye çalışmış o çocuklara, bırakın faydayı zararı oluyor bu vurdumduymazlığın. Bu kabul edilemez. Ülkede bu çocukların eğitim alabilecekleri okul yok maalesef, verilen hakta açık açık gasp ediliyor.  Engelli çocukların aldıkları eğitim sonrası geldikleri noktayı görmek zorundayız.  Üstelik yetişkin olan her engelli bireyin topluma bir yük olduğu algısı var; E izin verin çocukken öğrensinler kendilerine yetebilmeyi! İnanın yoğun ve kaliteli bir eğitimle bu mümkün.  Tabi devletin karşıladığı aylık 8 saatlik eğitimle yol almak mümkün değil. Düşünün normal bir çocuk devlet okuluna gidiyor günde 5 saatten hesaplasak aylık 100 saatlik eğitimini devlet karşılıyor ama engelli çocuklar için bu süre aylık 8 saat.  İhtiyaç duyulan eğitimleri cepten karşılamak neredeyse imkansız.  Her yerde engelleniyor bu çocuklar. Pozitif ayrımcılık falan değil istediğimiz. Onların da var oldukları bir kabullensek çözülecek. Konuyu abarttığımı düşünmeyin! Engelli çocukların okulu bırakma oranı ülkemizde çok yüksek; Avrupa birincisiyiz.

 

Şunu da bilmenizi isterim özellikle genetik mutasyonlarla doğan insan sayısı her geçen gün çok ciddi hızla artıyor. Görmezden gelmek yerine çözüm üretmeliyiz.

Sorunlar da ortada, çözümleri de. Biz anlatalım; gerek yazarak, gerekirse yüksek sesle! İnanıyorum bir gün biri uyanıp, duyacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir